a dos - Türkçe İngilizce Sözlük

a dos

"a dos" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
a can–do attitude i. bir işi yapmak için gereken heves
a can–do attitude i. bir işi yapmak için gösterilen gayret
do something in a haphazard way f. ezbere hareket etmek
do somebody a favour f. kıyak yapmak
do somebody a great favour f. kıyak yapmak
do a somersault f. takla atmak
do a handstand f. amuda kalkmak
find a way to do something f. bir şeye çare bulmak
do a biopsy f. biyopsi yapmak
do a dance f. dans etmek
do a bunk f. sıvışmak
look for a way to do something f. bir şeyin çaresine bakmak
do a kindness f. iyilik yapmak
make a vow to do something f. bir şey yapmaya ant içmek
do a deal f. anlaşma sağlamak
do a deal f. anlaşmaya bağlamak
do a lot of entertaining f. misafiri eksik olmamak
find the right person to do a job f. adamını bulmak
give (someone) a chance (to do something) f. meydan vermek
do a deal f. anlaşma gerçekleştirmek
find a way to (do something) f. çare aramak
make somebody do a tiresome job f. pösteki saydırmak
do a disservice f. zarar vermek
do a somersault f. perende atmak
do a bunk f. arazi olmak
do a job hastily and carelessly f. aceleye gelmek
do somebody a favour f. iyilik etmek
do a job f. görev yapmak
do a food justice f. bir yemeğin hakkından gelmek
do something in a hurry f. aceleye getirmek
do a feasibility study f. fizibilite çalışması yapmak
do a favor f. iyilik etmek
do a job haphazardly f. aceleye getirmek
have somebody do a boring job f. pösteki saydırmak
do a favour f. inayet etmek
do one's share of a task f. görevini yerine getirmek
look for a way to do f. çaresine bakmak
do something in a haphazard way f. ezbere iş görmek
do a job hastily and carelessly f. aceleye getirmek
give (someone) a chance (do something) f. meydan vermek
not give (someone) a chance (do something) f. meydan vermemek
give (someone) a chance do something f. meydana bırakmak
do a quick sketch of f. çiziktirmek
do a work or a study f. çalışma yürütmek
do a work or a study f. çalışmada bulunmak
do a mad thing f. çılgınlık yapmak
do nudity (for a movie) f. (film için) soyunmak
do a duty f. görev görmek
do a duty f. görev yapmak
do a hair implant f. saç ektirmek
do a thesis f. tez yapmak
do a thesis f. tez yazmak
do a thesis f. tez hazırlamak
do a favour f. iyilik etmek
do a favour f. iyilikte bulunmak
do a market study f. pazar araştırması yapmak
do somebody a favour f. birine iyilik yapmak
do somebody a favour f. birine bir iyilikte bulunmak
do a self-criticism f. dönüp kendine bakmak
do a fade-out f. defolup gitmek
do a bargain f. pazarlık etmek
do a service f. hizmet etmek
do a spoof of f. tiye almak
do a spoof on f. tiye almak
do a hard day's work f. yoğun bir çalışma günü yaşamak
do a hard day's work f. (işte) çok çalışmak
do a room f. odayı toparlamak
have a lot to do f. yapacak çok şeyi olmak
do a hard day's work f. (işte) çok yorulmak
do a room f. odayı temizlemek
do a hard day's work f. yorucu bir çalışma günü geçirmek
do a room f. odayı düzenlemek
do someone a favour f. iyiliği dokunmak
have a lot to do f. yapacak çok işi olmak
do a hard day's work f. zor bir çalışma günü geçirmek
need a heck of a knack to do f. ustalık gerektirmek
do a work f. iş görmek
do a speech f. konuşma yapmak
do a favor f. insanlık yapmak
do a favour f. insanlık yapmak
do a test f. test çözmek
do a crossword puzzle f. çapraz bulmaca çözmek
do a field study f. saha çalışması yapmak
do a good job f. iyi iş yapmak
do a good job f. iyi iş çıkarmak
do a runner f. (hesabı ödemeden) kaçmak
do someone a favor f. birisine bir iyilik yapmak
do someone a good turn f. birisine bir iyilik yapmak
do a better job f. daha iyi bir iş çıkartmak
do a preliminary autopsy on the body f. cesedin ön otopsisini yapmak
do a preliminary autopsy on the body f. cesede ön otopsi yapmak
do a lot of volunteer work f. pek çok gönüllü iş yapmak
do a project on how the lung works f. akciğerlerin nasıl çalıştığı hakkında bir proje hazırlamak
do a routine investigation f. rutin/olağan bir soruşturma yürütmek
have a lot to do f. yapılacak çok şey/şeyi olmak
do a little research about someone f. biri hakkında küçük bir araştırma yapmak
do a little research about someone f. biri hakkında ufak bir araştırma yapmak
do a test f. test yapmak
do a somersault f. parende atmak
do a split f. bacakları 180 derece açmak
do a favor f. iyilik yapmak
do a favour f. iyilik yapmak
do a favour f. bir iyilik yapmak
do a favor f. bir iyilik yapmak
take a moment (for something/to do something) f. (bir şey için) bir dakikasını ayırmak
take a moment (for something/to do something) f. (bir şey için) bir dakika ayırmak
do at least 100 questions a day f. günde en az yüz soru çözmek
do a lot of makeup f. çok makyaj yapmak
do a good deed f. sevap işlemek
do a career f. kariyer yapmak
do a jigsaw f. yapboz yapmak
be pleased to do a thing f. yapmaktan memnun olmak
do a thing on the cross f. namussuzca davranmak
be pleased to do a thing f. bir şeyi yapmayı arzulamak
do a favour f. bir iyilik yapmak
do a barbecue f. mangal yapmak
do a course f. kursa gitmek
do a job f. İş yapmak/çalışmak
do a skincare routine f. cilt bakımı yapmak
İfadeler
(a) right to do something i. bir şeyi yapma hakkı
(a) right to do something i. bir şeyi yapma izni
(a) right to do something i. bir şeyi yapma özgürlüğü
do like a dinner [australia] f. üstün gelmek
do like a dinner [australia] f. boyun eğdirmek
do like a dinner [australia] f. yenmek
do like a dinner [australia] f. mahvetmek
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
Atasözü
do not look a gift horse in the mouth misafir umduğunu değil bulduğunu yer
two wrongs do not make a right iki yanlış bir doğru etmez
two wrongs do not make a right iki yanlıştan bir doğru çıkmaz
if you want a thing done well do it yourself bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you want a thing done well do it yourself kendi ununu kendin öğüt
I'd rather face a firing squad than do this bunu yapacağıma kurşuna dizilmeyi tercih ederim
never send a boy to do a man's job harman dövmek keçinin işi değil
never send a boy to do a man's job ağaçtan maşa (abdaldan paşa) olmaz
never send a boy to do a man's job her ağaçtan kaşık olmaz
never send a boy to do a man's job çocuğu işe sal, ardınca sen var
never send a boy to do a man's job çocuğa iş, ardına sen düş
never send a boy to do a man's job önemli işler beceriksiz kişilere yaptırılamaz
never send a boy to do a man's job çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider
a reed before the wind lives on(, while mighty oaks do fall) değişime ayak uydurabilen ayakta kalır
a reed before the wind lives on(, while mighty oaks do fall) rüzgara karşı kadim meşeler devrilirken incecik sazlar ayakta kalır
do not spoil the ship for a ha'porth of tar küçücük/incir çekirdeğini doldurmayacak bir şey için koca gemiyi yakma
do not spoil the ship for a ha'porth of tar küçücük/incir çekirdeğini doldurmayacak bir şey için gemileri yakma
do not spoil the ship for a ha'porth of tar pire için yorgan yakma
if you want a thing done well/right, do it yourself bir şey iyi/doğru yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın
if you want a thing done well/right, do it yourself kendi ununu kendin öğüt
if you want a thing done well/right, do it yourself bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
Konuşma Dili
a rum do i. tuhaflık

"a dos" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 1 sonuç

Türkçe İngilizce
Müzik
sabit do sisteminde a notası ve yükselip alçalmaları la i.